| Medcezir |
|
Ben yazı yazmayı unutmadım. Ancak konuşurken daha çok konsantre olabiliyorum. Konuşmak tek başına yapmış olduğum bir eylem değil. Karşımda beni dinleyen veya en azından dinliyor gibi gözüken bir kişi bulunuyor. Yazarken ise kağıda veya klavyenin tuşlarına bakıyorum. Konuşmak bir kayıt cihazı eşliğinde olmadığı taktirde kalıcı değil ama yazı yazdığınız her neresi olursa olsun yazdıklarınızı tekrarlayabildiğiniz, tüm kelimelerin yerleşimlerini ve sıralarını, aralarındaki ilişkileri görebildiğiniz bir ortam. Aslında bir de o yüzden yazı yazmak önemli kendinize bir bakış atmak adına. Bu yazı üçüncü tekil ve dahi çoğul şahısların seyrine açık bir ortama nakledilirse sizin de seyredilebileceğiniz bir ortam aynı zamanda. Ama her ne olursa olsun konuşmanın pabucuyla oynamamak lazım. Yazmak ve konuşmak birbirlerinin yerini alması gereken iki farklı eylem değil. Aklıma nedense yazmak ve sosyalleşmek arasında bir bağıntı geliyor. Bu iki kelimenin aklımın bir köşesinde karşılıklı bağdaş kurmasını sağlayan sebep “yazar” durumları olabilir mi? - Bu arada belirtmeliyim ki sosyalleşme kişilerin diğer kişilerle (buna halk diyebiliriz belki, hatta bir kısım arkadaşlar) olan iletişimine yapılan bir atıftır - Evet yazarlar bana genellikle kendileriyle konuşmayı seçen insanlar olarak gelir. Çoğu zaman bu durum a-sosyallik olarak ifade edilir. -Bu kelimeyi hiç sevmiyorum. Bir zamanlar beni de asosyal diye yorumlamıştı kimi kişiler. Peki ben yazar mıyım? değilim. Ama yazar olmayan hatta asosyal bile sayılamayacak lakin asosyal nitelendirmelerine konu olacak kişiler yaşıyor aramızda. Birisi benim gerisi nerede? - Ancak yazarlar derken elbette yazı yazanlardan bahsediyorum. Yazı yazarken dışıyla değil içiyle haberleşenlerden. Acaba içiyle haberleşme eylemi bu asosyal algılamaya yataklık edebilir mi? Hızlıca toparlarsak konuşmak için en azından bir kişi bulmak lazım gelir ancak yazmak tek başına yapılan bir eylemdir. Bir de irdelenmesi gereken “Kendi kendine konuşma”, “Birisiyle konuşuyormuş gibi yazma”, “Birisiyle yazarak konuşma” durumları var. Birisiyle konuşuyormuş gibi yazmak bir nevi kendi kendine yazmak eylemidir. Olay kağıt üzerinde gerçekleştiği için kendi kendine konuşma hükmü içermez. Birisiyle yazarak konuşma ise yine konuşma olarak değerlendirilebilir. Çünkü olay en az iki kişiyle gerçekleşmekte ve iletişim amaçlı yapılmaktadır. Aslında düşündükçe içinde konuşmak ve yazmak geçen bir çok alternatif durum sıralanabilir. Başkasıyla konuşurken kendi kendine konuşmak gibi. Ancak altını çizmek istediğim husus kendi kendiyle konuşmak ve şimdi ekleyeceğim başkasına yazmak eylemi. Düşündükçe durum içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Hepsine birden yetişemiyorum. Mesela kanımca ben başkasına yazıyorum. Ama kime yazdığımı da bilmiyorum. Ama bu yazı başkasının okuması için yazılıyor. Bu durumu bilmek beni sınırlandırıyor elbet. Peki ben kendime yazabilir miydim? Hani başına merhaba sevgili günlük gibi bir cümle ekleyip, bi şekilde başkalarının da şahit olduğu yazılar gibi. Evet bence böyle bir şey olabilir. Konuşmak eyleminin yazma versiyonu. Genellikle yalnız dertleşme eylemlerinde. O anlık veya her daim yokluk. Yazımıza 3 gün sonra kaldığımız yerden devam ediyoruz. Yazı uzadıkça yazılması zor oluyor. Halbuki konuşma başlar ve biter. Konuşan kişilerin birisinin devam edemez duruma gelmesi o kadar da uzun sürmez, süremez. Nerde kalmıştık diyerek aradan 3 gün geçtikten sonra konuşmaya devam edemezsiniz. Yazı .. Yazı bekleyebilir mi? Kimbilir belki evet belki hayır. Aynı derede iki defa yıkanılmaz örneğinden yola çıkarak aynı ruh haliyle bıraktığınız yerden devam etmeniz pek olanaklı değildir. Lakin hikayeler, şiirler, romanlar tek oturumluk eserler midir? Bir müsamahası var yazının size tanıdığı. Med-Cezir sonrası aynı kum taneciklerine ayağınızı basmanız her ne kadar zor olsada sahil aynı sahil. Sizin durumunuz biraz kum tanecikleri… Hem insan canım.. Aynı ses tonuyla ne kadar şarkı söyleyebilir? Haliyle yazılar da insanlar kadar olur, gelmeseniz de beklerler. Okumasanız da dururlar… |
