Hayat kendi gerçeÄŸini bize unutturmaya çalışıyor. Burda kiÅŸilik bunalımı geçiren hayatın kendisi midir yoksa benliklerimiz kendilerine yeni ÅŸekiller mi türetiyor? Ki kendi kimyasını deÄŸiÅŸtiren bir benlik ne derece “benlik” diye adlandırılabilir?
“Ey her çıkmaz sokakta sahte duruÅŸlara çıkan ruhum, kendinle kal. Ne göreceÄŸin varsa göreceksindir. Ertelemeler bulunduÄŸun kuyuyu karartmaktan baÅŸka bir iÅŸe yaramaz.”
O benlik bizim olamaz ve yaralarının kökten kazınması gerekir. Bütün yaralarımızdan kurtulmalıyız.
Görmüyor musunuz? Tükeniyoruz. Eriyoruz. Üstelik biz tükenirken kendimizi de bu eriyikten ve tükenişten uzak tutmaya çalışıyoruz. Yaptığımız bütünüyle yokoluşumuzun tablosuna karşın gözlerimizi başka yönlere çevirmektir. Siz yokolan parçalarınızı, değişen özünüzü farkedemiyor musunuz?
Bunu farkediyoruz. Çünkü içimizde hala özünde kalan yerlerimiz var. Bizden olanlar bizi kendilerine çağırırken onlar bizi uyuÅŸturmaya çalışıyor. Yoksa siz gecenin bir vakti aÄŸlamaklı olmuyor musunuz? Neden hala kendimizi onlara benzetmeye çabalıyoruz. Bizi bize çağırıyorum. Her ne olacaksa kendimize çağırıyorum. Her neyimiz patlayacak, hangi damarımız çatlayacak, hangi yalanımız ortaya çıkacak, hangi yaramız kanayacaksa kanasın..çatlasın…çıksın… İçimizde, bize benzeyenlerin doÄŸru yönlerine gitmeleri için kurtulmalıyız…Kurtarmalıyız…
Kimin kurtuluÅŸa ait sakladığı reçetesi varsa döksün ortaya geç olmadan…Nasıl ayakta kalacaksak kalalım… Geç kalmadan kalalım.
Işıkları kapatıp geceleri yaÅŸayacaksak yaÅŸayalım. Gidip bir yerlere asacaksak asalım artık kendimizi………………………..
Yorumlar
“sonu gelmemiÅŸ bir yazı…” için Yorum Yok
Yorum Yapın